Search

İçsel Sesler: Direksiyon Kimde?

Kendini tanıma ve derinleşme yolculuğuna başlayan pek çok kişi gibi siz de içinizdeki seslerin istilasına uğradığınızı mı düşünüyorsunuz? Bu yoğun gevezelikle nasıl başa çıkacağınızı bilemiyor musunuz?


Eser @iamglil isimli sanatçıya aittir.



Danışanlarım ile çalışmalarımızda, hedeflerimizden bir tanesi kendi iç seslerini tanımak, ayrıştırmak ve tüm bu iç seslerin nasıl yönetileceğine dair bir beceri kazanmak oluyor.


Aslında bu iç sesler, tüm insanlarda ortak olarak bulunan ego yapımızın farklı yansımaları… Seanslarımıza bu iç seslere alan açıp, tanımakla başlıyoruz. Daha sonra, bu seslerin hangi içsel yapıya ait olduğunu ayrıştırmaya başlıyoruz. Bu sayede, kendi Özgün Varoluşunu gerçekleştirme yolunda ilerleyen birey, tüm bu seslere liderlik edecek mevcudiyeti (ÖzOluş’um) geliştirebiliyor. Bu sayede manevi olgunlaşmasına imkan tanıyor. Özgüven, öz irade, öz şefkat, cesaret, neşe, memnuniyet gibi ÖzOluş’um özellikleri yeşerebiliyor. İlişkilerde bağımlılıktan bağlılığa ilerleniyor. İş alanında da bireysel liderlik duruşu gelişirken proaktif olma, yaratıcı çözümler üretmenin yanı sıra sinerjik bir işbirliği yapmak kolaylaşıyor.


İç sesler arasında en çok duyduğumuz, bireyi korumaya yönelik olan eleştiren sestir. Psikoterapinin babası olarak kabul edilen Freud, bu psikolojik oluşuma "süperego" adını vermiştir. Bunun hemen ardından da yardıma ve korunmaya muhtaç olan veya sıkıntı içinde olan, yetersiz hisseden, korkan içsel çocuk gelir.


Çocukların evcilik oyunlarını izlediyseniz bilirsiniz. Ebeveyn ve çocuğun olduğu bu oyunlarda, anne babanın sesi ve davranışları süperego yapısını yansıtır. Oyundaki çocuk ise teskine, korunmaya veya sınır konulmaya ihtiyaç duyan, çocuk ruhsallığımızı...


Bu oyun, çocuk iç dünyasının bir yansımasıdır… Ve ta ki biz bu konuda içsel farkındalık kazanana kadar devam eder. Bilinç dışında olan bu dinamiği dönüştürmek için de ilk önce içimizde oynanaduran bu oyunu bilince çıkarmakla başlarız. Bu oyuna ait olan içsel sesler ortaya çıktığında, gelişimsel süreçteki çocuğun ihtiyaç duyduğu ancak ihmal veya ihlal davranışları gösteren ebeveynlik dolayısı ile tamamlanamayan ihtiyaçlar görünür hale gelir. O zaman da yetişkin olgunluk yolunda ilerleyen danışan, kendi ihmal ve ihlale uğramış içsel çocuğuna eşlik edip, ihtiyaç duyduğunu iç kaynaklarını harekete geçirerek tamamlar.


Bu ihtiyacı karşılayan kaynak, Özgün Varoluş/Prezans'tır. Bu yolculukta Prezans kendiliğinden ortaya çıkar. Ancak bunun için olgun yetişkinin direksiyonda olup içsel çocuğa ya da çocuk ruhsallığına bilinçli farkındalık (mindfulness) ile eşlik etmesi gerekir. Süperegonun devreye girdiği zamanlarda ortaya çıkan eleştirel, kendinden şüphe duymaya sevk eden, utanç uyandıran acımasız sesini durdurarak başlar yol almaya... Daha sonra da içsel yapısal çocuğun karmaşasına, acısına, hırçınlığına, yalnızlığına, çaresizliğine ve de korkusuna eşlik eder. Bütün bunların hepsi Özgün Varoluşuna/Prezansına alan açarak mümkün olur. Bunun için de stres tolerans penceresinin genişlemiş olması gerekir. (Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgiyi ve bu alanda nasıl çalışılacağını blog'umda bulabilirsiniz.)



Bu yolculuk sayesinde, gelişimsel süreçte içselleştirilmiş ebeveyn sesleri ile birlikte hayatla başa çıkmaya çalışan içsel çocuk parçamız açığa çıkar. Günün gerçeğiyle uyumlanırken fark etmeden devreye girip olgun olmayan davranışlarla bizi zora sokan dinamiklerden bu sayede özgürleşebiliriz. Olgun yetişkin süperegoyu susturup içsel çocuğa eşlik ettiğinde, ne süperego tarafından ne de içsel çocuk tarafından yönetilir. Eğer bu sürece özen ve dikkat verip içsel çocuğun ihtiyaçlarını duyup, kendi Özgün Varoluşu ile temas kurarsa, ancak bu şekilde günün gereklerine uygun düşünce ve davranışlar sergileyebilir.


Yaşamında direksiyon başına geçerek özgün varoluşu gerçekleştirmenin ve ÖzOluş'um yolunda yürümenin tek formülü budur.


16 views0 comments

Recent Posts

See All
  • Instagram
  • Facebook
  • LinkedIn