Please reload

Recent Posts

Cinsellik, Aşk ve Sevgi

March 12, 2018

1/1
Please reload

Featured Posts

Cinsellik, Aşk ve Sevgi

March 12, 2018

 

İlişkiler ve sevgi üzerine epey kafa patlattığım zamanlarda, John Pierrakos’un  Eros, Love & Sexuality: The Forces That Unify Man & Woman kitabı elime geçti. O günlerde romantik aşkın kısa süreli ve sevgiden ayrı bir deneyim olduğunu anlamaya başlamıştım. Sevgiyi yaşamak için farklı bir anlayış gerekiyordu.

 

Eş ilişkilerinde, cinsel çekim ve erotizm bireyleri bir araya getirse de bu duyguların kısa süreli olduğunu üzülerek de olsa kabul etmiştim. Bu güzel ve haz veren duyguların yaşanmaya devam edilebilmesi için; eşlerin, karanlıkta kalmış ve bu duygulara  engel teşkil eden düşünce kalıplarını su yüzüne çıkarmaları gerektiğini farklı kaynaklardan okuyordum.  Bununla birlikte, konu üzerine çiftler içsel çalışma yapsa da  aşkın, diğer bir tanımı ile erosun, sevgiye dönüştüğü ve zamanla azaldığı ile ilgili bir anlayışa gelmiştim.  Bu süreçte eşlerin bağlarını derinleştirmek için aşkı (erosu) uyandırma mücadelesine girmek yerine, aralarında sevgi ilişkisini geliştirmeye odaklanmaları gerektiğini düşünmeye başladım.

 

Ancak Pierrakos kitabında, sevgi ilişkisi içinde olan eşlerin hem cinsel heyecanı hem  erosu canlı tutabilmelerinin mümkün olduğunu ve bunun nasıl gerçekleşebileceğini anlatıyordu. Duygusal ve zihinsel savunma mekanizmaları  dolayısı ile  bedende oluşmuş fiziksel bloklar açıldıkça ve duyguların serbestçe yaşanmasına izin verildikçe eşlerin sevgi, erotizm ve cinselliği dolu dolu deneyimlenebileceklerini öne sürüyordu. Bunun için gerçeklikten uzak düşünce kalıplarının dönüştürülmesi gerekiyordu. Tüm bunların hepsi bedenle çalışarak mümkündü. 

 

Bedeni ve farkındalığı kullanarak, bireyin gelişimsel süreci boyunca oluşmuş blokları rahatlıyor ve kişi bunu günlük hayatında ve ilişkisinde yaşadığı rahatlamalarla deneyimleyebiliyordu. Yaptığım okumalarda Pierrakos gibi farklı beden psikoterapi metodolojileri ile çalışan akademisyen ve uzmanların da aşk (eros), sevgi ve cinselliğin tek bir eşle yaşanabilmesi için pelvis ve kalbin enerjetik olarak birbiri ile bağlantıda olması gerektiğini savunduğunu gördüm.

 

Ancak günümüzde, çocuk yetiştirme şekillerimize ve kültürümüze bağlı olarak, istemeden de olsa cinselliğe yaklaşımımızdan dolayı, pelvis ve kalp arasında doğal olarak var olan akışta bir kopuş yaşanmaktadır.  Kültürümüzde, 3-5 yaş arası çocuklarda ortaya çıkan ve ifade bulan cinsel enerji, onları yetiştirmekle yükümlü yetişkinler için kafa karıştırıcı özellik taşıyabiliyor. Zira bu gelişim sürecinde olan çocuklar sevgilerini ifade ederken, cinsel enerjileri ile ilgili henüz bilinç kazanamadıkları için cinsellikle sevginin ayırtına varamıyorlar. Cinsel enerji ile sevgilerini karşı cins ebeveyne aktardıkları zaman, ebeveynler veya sosyal çevre tarafından engellenebiliyor, küçümsenebiliyor veya utandırılabiliyorlar. Dolayısı ile incinebiliyorlar. Ancak bu incinmenin acısını hissedecek ve bundan gerçekçi bir çıkarım yapacak duygusal olgunluktada olmadıkları için, bu acıyı engellemek adına bedensel olarak kendilerini sıkıyorlar. Bu gerilim  temel olarak diyaframda kendini gösteriyor.

 

İlerki yaşlarda da yaşam enerjisi ve cinsel enerji hareketlendikçe, diyaframda istemsizce bloke edilmiş red edilme, utandırılma ve küçümsenme acısı, cinsel enerji (pelvis) ile kalp arasındaki iletişimi engelliyor. Bu durumda olan bireyler cinsel enerjilerini serbest bırakamıyor dolayısıyla ilişkilerinde hem aşkı hem de cinselliği (eros) deneyimleyemez oluyorlar. Aslında aşk hiç yok olmuyor. Bireyin küçükken geliştirdiği savunma mekanizmaları, cinselliği dolayısıyla aşkın sürekliliğini baskılıyor. Bunun sonucunda,  ya cinsellik dolu birbiri ardından yaşanan bir dizi ilişki ya da cinselliğin çok genç yaşlarda bittiği evlilikler görülüyor.

 

Pierrakos günümüzde yaşanmakta olan bu zorluğun  pelvis ve kalp bağlantısının  yeniden kurulması  ile aşılabileceğini söyler. Bu sayede eşlerin eros, cinsellik ve sevgiyi aynı kişi ile yaşayabileceğini dile getirir. Bunun için seanslarda bireyin engellenmiş cinsel enerjisi ile temas kurması ve kendini nasıl engellendiğini fark etmesi istenir. Danışman, danışanının  çocukken deneyimlediği engellenmişlik ve red karşısında yaşadığı duyguları su yüzüne çıkarmasına yardımcı olur. Danışan, kendi incinmiş içsel çocuğuna bir yetişkin hassasiyeti ile yaklaşıp, pelvis ve kalp bağlantısını tamir etmek için öfkesine, korkusuna ve/veya acısına sahip çıkması için yüreklendirir. Bu duygular ifade buldukça, çocukluğundan bugüne kaçındığı duyguları hissetmemek için kastığı bedeni rahatlar. Bu da bireyin yaşam ve cinsel enerjisinin akışını kolaylaştırır.

 

Birey, savunma mekanizmalarının kontrolünden sıyrılmayı  göze aldığında, yakın ilişkisinde deneyimlediği hayal kırıklığı, hüsran ve öfkeyi kabul edip, dönüştürmenin kendi derinliğine inmesine yardımcı olan itici güçler olarak görür. Bunun yanı sıra, bireyin bastırmış olduğu duyguları dönüştürmek için yaptığı içsel çalışma, biyolojik ailesinden kaynaklanan koşullandırılmışlıklarından ayrışmasına yardımcı olur. Bu sayede kendi özgün varoluşunu güçlendirir.

 

Bu yolculuğu birlikte yapan eşler ise bu süreçte birbirine destek olurlar.  En önemli kazanım ise, bu paylaşımdan dolayı ilişkideki mahremiyet ve yakınlığın  derinleşmesi olur. Öz bilinci gelişmiş ve bireysel sorumluluklarının farkında varmış olan eşler,  yakın ilişkilerinde içlerinde uyanan duygularını birbirlerini suçlamadan  ifade edebilirler. Bireysel olarak  kendi zorlu duyguları ile temasta oldukları için, diğerinin de duygusunu kabul edebilirler. İlişki içinde, eşler birbirinin zorlu duygularına kucak açtıkça yoğunlukları azalır ve dönüşüm kolaylaşır. Bu sürece izin verildikçe doğal olarak  erotizm de harekete geçer. Bireyler kendi derin gerçekliklerine (korkularına, yetersizliklerine, hatalarına, kırılganlıklarına)  yer verip tüm çıplaklığı ile ifade ettikçe, savunma mekanizmalarının ötesindeki özgün varoluşlarını sevgililerine görünür kılarlar. Bu da heyecanı ateşler. Aşkınlığı ortaya çıkartır.

 

Sevgili ile yaşanan bu mahrem ilişki aracılığı ile birey kendi içindeki eril ve dişil enerjinin bütünleşmesine izin verir. Kendi özgün doğalarını birbirine  görünür kılan eşler, hem dürüst ve açık bir erkek kadın ilişkisinin hazzını yaşarlar hem de aşkınlığı birlikte deneyimlerler.

 



 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Follow Us
Please reload

Search By Tags